Tanrı sonunda yüzümüze güldü,bir cumartesi gününde 2 kuzenim,2 dostum ,kardeşim ve benden oluşan araştırma ekibinden güneşi esirgemeyerek keşfe ,araştırmaya susayan bu gruba yola çıkma fırsatı doğdu.
Başlangıçta rotamız Gülhane Parkında Gotlar sütununu inceleyip parkta pekçok fotoğraf çekmek,oradan sultanahmet,ayasofya ,bakaleon sarayı,hipodromdan kalanları gezip yedikule zindanlarına ulaşmaktan ibaretti.
Yola çıkmadan detaylı İstanbul haritamı tüm aramalarıma karşı bulamadım. Ama bir aşığın sevdiğinin heryerini bilmesi gibi istanbulun detaylarını bildiğimden emin olarak yola çıktık.
Ekip Sirkeci Garının önünde tamamlandı ve 6 kafadar sahilden Gülhane Parkına girebilmek için yola koyulduk.
Sahil Yolu
Sirkeci Garından sahilyolu üzerinden Gülhane Parkı girişine varmak isterseniz,güneşli havalarda pek çekilmeyen bir yol sizi bekler.Yolun hemen solunda olanca ihtişamıyla padişahın kayıkhanesi gözünüze çarpar.Burası Topkapı Sarayının bahçesinden şimendifer hattı geçene dek sarayın bir parçası olmuş,padişahın saltanat kayığına binerken ve donanma-ü hümayun sefere çıkaren padişah orduyu buradan selamlayarak avanesi ile dualarla onurlandırırdı.
Gel gör ki günümüzde burası bir nevi gece klübü olarak doğulu bir ailenin kendileri kadar hanzo müşterilerine eğlence olmakta.
Rengarenk lalelerle bezenmiş caddede Gülhaneye girebilmek için fotoğrafta görülmekte olan köprüyü aştık,bununla beraber çocuk şenliği olması ve yanında 5 yaşından küçük çocuk olmayan grupların içeriye alınmaması nedeniyle içeri giremedik ve İstanbulun ikibinyıldır nöbetini tutan Gotlar sütununu selamlayamadık.
Nihai bir karar bizi bekliyordu,ya sahilden yolumuza devam edecektik -ki burada deniz surlarını dışarıdan inceleme fırsatımız olacaktı ama fazla bir beklentimizde yoktu.Yada köskös geldiğimiz yoldan geri dönecek ara sokaklardan Sultanahmete ulaşacaktık.-Kader ve rengarenk laleler aklımızı çeldi ve yola koyulduk. Gördüklerimiz aslında hayal gücümüzün çok çok ötesindeydi.Tanrıya şükürler olsun ki İstanbulda doğmuşuz.
İstanbulun pek çok efsanesi var araştırılmayı bekleyen.Bununla beraber gözümüzün önünde olan fakat dikkatimizi çekmeyen pek çok anıt,yazı vb. araştırılmayı yada araştırıldıysa bile bunların yayınlanmasını beklemekte.Örneğin surların pekçok yerinde fotoğrafta da görüldüğü gibi Yunan alfabesiyle (Yunanca demiyorum çünkü bazı yazılar sonradan gördük ki sadece alfabe olarak kullanılmış) kazınmış bazı yazılar var.Nedir,kim,neden yazmıştır,Tanrı bilir.
Surlar zamanın ve insanların etkisiyle çok ağır hasarlar görmüş,onarılabilse -ki bakaleondaki gibi bir restorasyon olacağına yıkılsın daha iyi-çevresi temizlenebilse bambaşka bir görünüme bürünebilir,kazanç kapısına dönüşebilir.
Benzeri girişler var.Ben tüm merakıma karşın güvenlik nedeniyle ilk başlarda girmeğe yanaşmadım.Fakat Servet ve kardeşim duraksamaksızın delhizlere girince bende peşlerinden içeri girdim.
Tüneller hafif bir idrar kokusuna sahip,tinercinin,şarapçının gecelediği gününü geçirdiği bu mekanlarda insanın kendini gerçekten sakınması gerekiyor.Olasılıkları gerçekten gözönüne aldık.Karşımıza çıkması muhtemel kişilerle yapılabilinecek mücadeleyi de göz önüne aldık ve gidebildiğimiz son noktaya dek ulaştık.
Fotoğrafta yol olmadığına inandığımız bir yere yapmış olduğumuz flaşla böyle bir koridoru bulduk.
Bizden önceki sakinlerin kullandığı ev eşyaları
Ahırkapı Feneri bize doğru yolda olduğumuzu söyleyerek,yüzlerce yıldır insanlara yaptığı gibi bizede yol gösterici oldu.