Bu turu da ilki gibi sadece kadim dostum Uğurla yapabildik.
Planımız Eminönünden başlayarak sahilden giderek Piyer Lotiye dek varabilmekti.
Bu sırada amaçladığımız sahil surlarından kalan ne varsa belgeleyebilmekti.
Çünkü 60 lı yıllara ait bazı fotoğraflarda surlar gayet net olarak görünmekteydi.
Buna karşın Uğur sayı azlığını avantaja dönüştürebilmek için bir plan yapmış bu planla arada daha çok yere girebileceğimizi varsaymıştı.Bu yeni hatta Zeyrek evleri,Bulgar kilisesi ,patrikhane,balattaki sinagog,blaherna kilisesi vardı.
Yola çıktığımızda ilk olarak Eminönünde Ticaret odasının ardında kalan yıkıntıları dolandık.Yıkıntılar aslında eski bir zindana ait ama günümüze pek bir şey gelmemiş.
Burası için detaylı bilgi Murat Belgede var.Yıkıntıların arasından çıkınca yolun karşısında bulunan hanları resmedebilmek için sokağa girdik.İlkin eskiden hamam olduğu halde günümüzde han olarak kulanılmakta olan bir hamama girdik.
Hamamın kubbesini çektikten sonra arada kalan fakat Mimar Sinan tarafından yapılı güzel bir cami olan Rüstem Paşa Camiine girdik.
Rüstem Paşa Camii yukarıda da dediğim gibi Mimar Sinan tarafından inşa edilmiş. Sekizgen dayanaklı bir planı vardır, bu 8 dayanaklı planın en yetkin örneği edirne selimiye camii'nde görülür ve mimar sinan'ın bu planı selimiye'den önce bu camiide denediği söylenilebilir.Sekizgen plan denen hikayeyi mimar sinan'ın ilk kez sultan olcaytu türbesi'nde gördüğü ve sonrasında da bu planı merkezi plan çerçevesinde uyguladığı düşünülüyor.
6 veya 8 dayanaklı plan genellikle vezir camilerine uygulanıyor, fakat sinan selimiye camii'nde merkezi plan değil sekizgen dayanaklı plan uygulayarak osmanlı merkezi plan anlayışına ciddi anlamda farklı bir boyut kazandırıyor, iyi de yapıyor.
Bahçe yapısı Gırnatadaki Endülüs camilerini andırmakta.İnanılmaz derecede huzur verici bir yapıya sahip olan bu camiininde tahmin edeceğiniz gibi yerliden çok yabancı misafiri var.
Caminin içide belki dışından bile daha büyüleyici.Duvarlar göz kamaştıran çinilerle bezeliyken tavan oldukça sade ama göz alan işlemelere sahip.İnsanı imana getiren bir atmosfer burada.
Rivayete göre mimar Sinan Rüstem Paşadan pek haz etmediği için işçiliği pek özenli olmaz.Mihrimah sultan bunu görünce epey bozulur ve mimarı babasına yani Kanuniye şikayet eder.Mimar Sinan kelleyi kurtarabilmek için caminin içerisine inanılmaz özen gösterir.
Fakat tüm bu güzelliklerde turistler tarafından yapılan bazı saygısızlıkları iyi niyetinden şüphe duymadığımız cami görevlisini kırmamaya özen göstererek dilke getirdik.
Turistler kısa etekleri,dekolte kıyafetleri ile başları açık bir biçimde camileri gezebilmekte. Hayır bu ne laikliktir nede medeniyettir.
Dünyanın hiç bir ülkesinde bir kadın başı açık,erkekse başı kapalı olarak kiliselere giremez.Bu saygısız vede cahil yabancıların ülkemizde yaptıkları bu küstahca hoppalıklara turizm ve konukseverlik kisvesi altında gösterilen müsamahaya dostum Uğurunda uyarılarıyla seviyeli bir tepki verdik.
Özüyle gurur duyan tüm insanlara dürüst bir insanın yaptığı tepkiyi veren görevli bize pek çok konuda yardımcı oldu.Özellikle caminin dış tarafında Kabe desenli çiniyi bulabilmemize yardımcı oldu.
Kısa süreli cami ziyaretimizin hemen ardından tarihi hanları görüntülemek için uğraşarak yolumuza devam ettik.Yolumuzun üzerinde bir zamanlar medrese olan günümüzde mezbeleliği andıran bu yapıyı görünce oldukça üzüldük.
Yol uzun,hava ise çok sıcaktı.Ama gezgin ruhlarımızın güzelliklere olan susuzluğunun yanında fiziki susuzluğun adını anmak bile yersiz kalmaktaydı.Kendimizi tarihi,iki-üç katlı kah kagir kah ahşap binaların arasından bir yokuşu çıkarken bulduk.Arada değişik açılardan Haliç,Galata Kulesi gibi güzel manzaraları da yakaladık.Ama bizim için en büyük kazanç pantokrator kilisesinin harika bir görüntüsünü yakalamamız oldu ki anlatamam. Bizans döneminin miraslarından olan bu yapı pembemsi ve heybetli görüntüsüyle akıllara durgunluk veren bir görünüme sahipti.
Yolumuz Süleymaniye Camiine dek ulaştı.Caminin önünde bulunan Mimar Sinanın türbesi Uğurla aramızdaki Mimar Sinanın türbesinin yeri üzerine yaptığımız tartışmayı da noktalamamızı sağladı.Yaptığı harika eserlerden sonra böylesine sade bir türbede yatıyor olması alınmış olunan eğitimin yüksekliğini,kazanılan tevazuyuda sergilemekteydi.
Süleymaniye Camii bir şahaser.Her ne kadar dış duvarları değişik değişik saçma sapan yazı ve çizimlerle doldurulmuşsa da yine de caminin azameti karşısında dikkat çekmemekte.Yalnız caminin içerisinde de turistlerden karşılaştığımız seviyesizlik yine karşımıza çıktı.Süleymaniye Camii için birşey anlatamayacağım, sadece gidilip görülmeli.Ama bulduğum bilgileride eklemeden geçemeyeceğim.
kanuni sultan süleyman kendi adına muhteşem bir cami yapılmasını mimar sinan'a buyurmuştu. bunun üzerine haliç'e bakan istanbul'un üçüncü tepesi üzerinde bu şaheserin yapımına başlandı. kayaya dayanan temelleri tutturmak için üç yıl beklendi. üç yıl da bu temelleri toprağın sathına yerleştirmek için çalışmalar yapıldıktan sonra 60 dönümlük bir arazi üzerinde yapımına geçildi.
cami ile beraber medrese, mektep, darülhadis, darüşşifa, imaret, tabhane, bimarhane, kervansaray, tıp mektebi, hamam, oda ve dükkanlardan oluşan süleymaniye külliyesini, mimar sinan 1550'de başlayıp 1557 yılında tamamlamıştır. kendisinin kalfalık devrine ait olduğunu söylediği bu şaheser, istanbul'a hakim bir tepedeki konumuyla nefis bir görüntü arzeder. cami ve külliyesi 53,728,980 akçeye mal olmuş olup 3523 usta çalışmıştır . Bu rakam, imparatorluk gelirinin onda birine denk düşer.
inşaatta çalışanlar da, uzmanlık alanlarına göre güzel paralar kazanmışlardır. günlük ortalama ücret 8 akçenin üzerindedir. örneğin taş ustalarının ücreti 12 akçeye kadar çıkmaktadır. yani bir işçi haftada ortalama 3.57 gram altın kazanmaktadır. o dönemde 1 akçe ile; 1 kg buğday unu, 2,5 kg ekmek, 1 kg koyun eti, 10 yumurta, 500 gr peynir ya da 2 litre süt alınabiliyordu.
ayrıca;
bir çift ayakkabı:15-20 akçe
bir kaftan: 20-50 akçe
bir at: 400 akçe ediyordu.
(kaynak: stefanos yerasimos)
caminin inşaasına başlarken ilk temel taşını şeyhülislam ebu suut efendi koymuş, mimar sinan’da ibadete açmıştır. caminin bitiminde başta kanuni sultan süleyman olmak üzere bütün devlet ricali bulunmuş, muhteşem bir törenle ibadete açılmıştır.
beyaz mermerleri marmara adası'ndan, yeşil mermerleri arabistan'dan, taşlar istanbul ve yalova'dan, küfeki istanbul'dan, alçı ve kireç iznik-bursa'dan, kerestesi istıranca'dan ve demiri bulgaristan ile kurşun da sırbistan'dan getirilmiştir
Geniş dış avluya 11 kapıdan girilmektedir. iç avlusu diktörtgen biçiminde olup buraya biri merkezde diğerleri yanlardan olmak üzere üç kapıdan girilir. merkezdeki kapının üstü nadide bir taş işçiliğine sahiptir. kitabesinde kelime-i tevhid yazılıdır. kapının iki yanında üçer sırada 12 pencere ve odalar bulunmaktadır. Avlunun zemini mermer döşelidir. etrafını 28 kubbeli bir revak çevirir. ortada süslü ve diktörtgen biçimli bir şadırvan mevcuttur.
Dört minareden ikisi avlunun kuzey cephesinin iki köşesinde olup, ikişer şerefelidir. diğer ikisi ise caminin arka cephesinde ve üçer şerefelidir ki bu iki minare diğer ikisinden daha yüksektir. on şerefeli olması kanuni'nin onuncu padişah olmasına işarettir.
63x68 metre ölçüsünde kareye yakın bir plan arzeden caminin kubbesi 26.5 metre çapında olup, yüksekliği 53 metredir. camiye önden ve yanlardaki iki kapıdan girilir. yan kapılardan biri hünkar mahfeline diğeri musallaya çıkmaktadır. merkezi kubbe dört filayağına dayanan dört kemer üzerine oturur. mihrap ile giriş kapısı üzerinde de birer yarım kubbe yer almıştır. yanlarda ise, filayakları arasında yer alan sütunlara bağlı kemerlere oturan beşer kubbecik büyük bir cemaatin toplu olarak namaz kılmasına olanak sağlamaktadır.
caminin sağ tarafındaki sokakta ilk mektep ve medreseler vardır. bunlar şimdi süleymaniye kütüphanesidir. köşede bulunan tıp medresesi bugün süleymaniye doğumevi olarak kullanılmaktadır. onun karşısındaki bimarhane ise askeri matbaadır. caminin kuzeyindeki imarethane eskiden türk ve islam eserleri müzesiydi. imaretin yanındaki tabhane binası ise polis arşivi olarak hizmet vermektedir. süleymaniye'nin mimarideki şaheserliği içinde de devam eder. şöyleki; kapıları abanozdan, mihrap ve mimberi mermer oymacılığının en güzel örneklerindendir. ayrıca askılar ve tunç şamdanlar da aynı niteliktedirler.
camiye 138 pencereden giren ışık içeriye ayrı bir güzellik ve ferahlık vermektedir. mihrabın sağ ve sol tarafında mavi zeminli 16. yüzyıl iznik çinileri ise bu güzelliğe ayrı bir güzellik katmaktadır. bugün bütün modern tekniğe rağmen yapılamayan süleymaniye caminin akustiği de koca sinan'ın ustalığının ayrı bir cephesidir.
camiyi çevreleyen dış avlunun, 11 kapısı mevcuttu. caminin giriş kapısında, kelime-i şahadet yazısı süsler. mermerden köşeli iç avlu, 28 adet revak kubbesiyle kaplıdır. son cemaat yeri pencere alınlıkları ve mihrapta bezeli ayetler nakkaş hasan çelebi'nindir. özgün vitrayları sarhoş ibrahim efendi dökümüdür. büyük kubbedeki, ayet-i kerime, ünlü nakkaş karahisari şemseddin efendi tarafından yapılmıştır.
akustik de mükemmellik için, mimar sinan, ana kubbe örgüsüne ve köşelerine, yaklaşık 70 adet büyük küp koyarak sağlar. kandil ve şamdanlardan yükselen is, giriş kapısı üstündeki ishaneye çekilir. ısınan ve kirlenen hava dışarı verilirken, biriken isten mürekkep yapılır. süleymaniyenin diğer bir akıllara durgunluk veren mimari mucizesi, içinde yanan yaklaşık 250-300 kadar kandilin isinin, yukarıdaki bir akımla kapı üstündeki dört pencereden is odasına çekilmesidir. kitap yazımında ve hattatlıkta kullanılan mürekkebin en güzeli işte bu isten elde edilir. halen süleymaniye kütüphanesi’nde mevcut olan bazı kitaplar bu isle yapılan mürekkeple yazılmıştır.
(kaynak: popüler tarih dergisi temmuz sayısı )
süleymaniyede minarelerin uzun ve kısa düzenlenişi ise yapıya piramidal bir görünüm kazandırır ki, uzaktan bakıldığında, birbiri üzerinde göklere yükselen bir merdiven gibi duran bu orantı ustalığı, hıristiyan öğretide,''yakub'un merdiveni'' ile anlam bulur.
Tiryaki çarşısı, olarak bilinen kemerli dükkanlar, 19.yy sonlarında, üretilen özel bir macun olan tiryak dan adını alır. doğal özlerden oluşan bu bitkisel macun, özellikle panzehir etkisiyle bilinirdi.